Rüyaların Anlamı

Rüyaların anlamı ve neden görüldüğü tarih boyunca merak edilmiş konular.

Son araştırmalar, rüyaların, canlıların günlük deneyimleriyle geçmişteki bilgilerini güncelledikleri gecelik

kayıtlar olabileceğini gösteriyor.

Bu güncellemeler sayesinde canlılar, hayatta kalma stratejilerini belirliyorlar.

Görsel şölen: İnsanların rüyaları, memeli atalarıyla uyumlu bir şekilde duyulara, genelde görselliğe dayanıyor.

Rüyalar, gerçekliği, bildiğimiz doğa yasalarını alt üst eden, tuhaf, akıldışı görüntülerle haşır neşir olduğumuz,

yönetmenliğini kendi zihinlerimizin yaptığı gizemli filmler.

Kimi zaman geleceğe yönelik işaretler içerdiğine inandığımız, kimi zaman hayra yormaya çalıştığımız;

bazen gerçekmiş gibi gelen, bazen

kendimizi uyanmaya zorladığımız gecelik serüvenlerimiz.

Rüyaların anlamı ve rüya görmeye yol açan nedenler, pek çok araştırmanın konusu olsa da,

akılları kurcalayan soruların yanıtı üstünde henüz fikir birliği yok.

Rüya gören bireylerin çok fazla enerji harcaması ve rüya görmenin kuşaklar boyu

süreklilik gösteren bir deneyim olması, bu ilginç beyin

etkinliğinin önemli bir amaca hizmet ettiği düşüncesini beraberinde getiriyor.

Hayvanlarda rüya: Yapılan araştırmalar, hayvanların da rüya gördüğünü kanıtlıyor.

Hayvanların, REM uykusu sırasında işleme koyduğu bilgiler de duyusal…

Rüyalar ve anlamlarına duyulan merakın tarihi çok eskilere dayanıyor.

Sümer kaynaklarında rüyalara ilişkin kayıtlar bulunuyor.

Bu kayıtlara göre, M.Ö. 7. yüzyılda yaşayan Asurbanipal rüyalara büyük önem veriyordu.

Eski Mısır’da rüyaların kehanet aracı olduğuna inanılıyordu.

İncil’de de, Yusuf’un firavunun rüyasını açıklamasının yedi yıllık kıtlığı önlediği anlatılıyor.

Diğer kültürler ise, rüyaları ilham kaynağı, şifa verici ya da gerçeğe alternatif olgular şeklinde yorumladılar.

Tıbbın babası sayılan Hippokrates, “Rüyalar Üzerine” adlı bir eser yazmıştı.

Ortaçağ’da ise rüyalar kimi zaman erdemli kişilere gönderilen tanrısal mesajlar,

kimi zaman da şeytani kökenli olgular şeklinde algılandı.

Geçen yüzyılda, bilim insanları rüyalar hakkında, bir kısmı birbiriyle çelişen psikolojik ve nörolojik açıklamalarda bulundular.

1900 yılında Freud, “Rüyaların Yorumu ” (Die Treaumdeutung) adlı kitabında,

rüyaların bilinçaltına giden yol olduğunu, bireyin iç

dünyasının derinliklerini açığa çıkardığını öne sürdü.

Sonraki dönemlerde, Freud’un aksine, rüyalar, gelişigüzel sinirsel etkinliklerin sonucu ortaya çıkan anlamsız olgular şeklinde

tanımlanmaya başladı.

Kimilerine göre de rüyalar, beynin gereksiz bulduğu bilgileri sildiği “tersine öğrenme” etkinlikleri.

Sınırsız imgeler: Rüyaların konuları karmaşık ve geniş bir alana yayılıyor.

Tüm bu araştırmaların ışığında deneyler yapan Amerikalı araştırmacı

Jonathan Winson konuyla ilgili farklı bir bakış açısı sunuyor.

Winson, kendi araştırmalarının ve diğer nörolojik laboratuvar çalışmalarının sonuçlarına dayanarak,

rüyaların anlamı olduğunu öne süren bir bilim adamı.

Beynin denizatı kıvrımı olarak da adlandırılan hipokampüs bölümü ile uyku sırasındaki hızlı

göz hareketlerinin (rapid eye movement, REM)

ve teta ritmi denilen beyin dalgalarının incelenmesinin, bellek işlemlerinde önemli noktaları aydınlattığını söylüyor.

Winson’ın primat-altı hayvanlarda yaptığı teta ritmi araştırmaları, rüyaların anlamına ilişkin

evrimle bağlantılı ipuçları sunuyor: Rüyalar,

memelilerin bellek işlemlerinin gecelik kayıtları.

Onlar sayesinde, hayvanlar yaşamlarını sürdürebilmek için stratejiler geliştiriyor ve

günlük deneyimlerini bu kayıtlar ışığında değerlendiriyorlar.

Böyle bir işlemin varlığının, insanlarda rüya görmeyi de açıklayabileceği düşünülüyor.

1953 yılında yapılan bir buluş, rüyaların nörobiyoloji alanında incelenmesinin kapısını aralamıştı.

İnsanda uyku döngüsünün ortaya konmasıyla, rüyaların fizyolojisinin anlaşılması yolunda önemli adımlar atılıyordu.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir